(-) Font Küçült | (+) Font Büyüt
   


  • Toplam Ziyaretçi Sayısı: 332814
  • Sık Kullanılanlara Ekle
  • Ana Sayfam Yap
  • Bu Sayfayı Yazdır

  • Bookmark and Share

YENİ ŞİİRLERİNDEN

 

tanrının kara kutusu
terini silerim neşterin
insan etinin azabını sorarım

kedere mukavemetini
tenin

ve tanrının
kara kutusu evrende
insandır derim

bazen yitiremediklerimiz
daha çok acı verir derim

suya doyan çiçek
eksik açar mesela
cansız bakar

beton soğuğunu dolanır
mesela sarmaşık
duvar oyuğunu

briketten daha çok
böcek yetiştirir insan

ölünce ağırlaşır
yaşarken hiçbir ağırlığı olmayan

HAYAL, KIŞ, 2010

 

leylâk
bak leylâ sen bir leylâk köküsün
içinden geçememiş kalmış lâ sesinin inceliği

sen elimi tuttukça kümeleniyor kuşlar
açıyor hava
demet oluyor bir gül
tek başına

sen bir çiçeğin esnemesi
gölge düşünce üstüne

bak leylâ
bardağa yapışan dudaklarından
çayın demi
sararan bardağın matemi

bakıp kederlendiğin bu deniz
kıvrılmış da uyuyor
midye kabuğunun içinde
deniz kızlarının saçlarını çöze çöze
ördüm ben kendimi

kış kış
bahar geldi dediler
bildim ki pencereden baktın bugün

ne çok döktüm kendimi
ardından
dönmen için

ŞİİRİ ÖZLÜYORUM, MAYIS-HAZİRAN 2010, MUSTAFA ERGİN KILIÇ

  

π
kök salacaktım da
toprak kalmamış…

sen koymazsan suyunu
kokmaz ıhlamur

iyiye gitmez havalar
gül ekmezsen
çene çukuruma

bak tozum yine
toz duman içinde
hiç silen olmuyor
aynamı

hangi ipliksem
bulup sökemiyorum
kendimi
hangi çizgiysem
bulup da silemiyorum

suları akmıyor artık
ısırdığım meyvelerin

hangi şehre girsem
bütün ağaçlar
öne eğiyor bakışını

acıya saygıdan
içi dağ
dışı dağ bir adam
benle geliyor
kara iklimi
her şehre

oysa
aynı çatının altında
aynı şemsiyenin
π
sayısıydık seninle

şimdi
şu gülde ki diken
söküklerimi

DİZE, EYLÜL 2010, MUSTAFA ERGİN KILIÇ

  

kara suyu
yere yatak yapmış yapraklar
sevişiyoruz sonbaharı
çıt yok

sessiz
ıslığıyla boğan rüzgarlar
biz öpüşürken

yer değiştirmeyi bırakmış bulutlar
o kadar durmuşuz ki
birbirimizde

ya akarsam diye
düşünüyor nehir

seni içerken
kanat dahi çırpmıyor
kuşlar

ölüm dahi dokunmuyor
ey su

ŞİİRİ ÖZLÜYORUM, EYLÜL-EKİM 2010, MUSTAFA ERGİN KILIÇ

 

toplu şiir
bir kirazın çekirdeğini
çıkarma sancısı bendeki hayat

testi kırığını onarırken
su

ayva zorluğu
aşk

kalp dediğin
mandalina aslında

bölmeye hazır kendini
kendini hazırla

sevgili
kitap bekleme artık benden

olmuyor işte dağılmış bir şairin
toplu şiirleri!

ŞİİRİ ÖZLÜYORUM, 2010

 

hoş gelenler
fidenin suyunu
emzirmek için toprak
her gün bende

bir ağaç
yıldırımını temizliyor
tenimde

denizler
bana geliyor
dinlenmeye

pansuman yapıyor
yanıklarına
ormanlar bende

çocuk gibi
benimle oynuyor
sular

gülün sinesine
ışık ekiyorum

sözcük ekiyorum
ahraz bir kızın diline

göğüs göğse verip
çözemediğimiz aşk

hüzün çözeltisi
gözyaşımda
yüzüyor hayat

EDEBİYAT ORTAMI, 2010

 

adres
bastırır elbet bir gün çekirge börtü böcek sesi
petrol taşıyan tanker gürültüsünü
fark ederiz kelebeğin yüzünü
kaç rengi büyüttüğünü yüzeyinde

kucak kucağa veren iki tohum
alnımızdaki teri silmeye eğilen söğüt
bakımsız çakımsız kalp hala küt küt

nakit alınan taksit taksit ödenmeyen hayat
şu aradığım adrese bir bak
sabır caddesi derman sokağı
kendini koy verip ağlamak apartmanı
aşk numara
bir kumrunun umuruna

her şeyi biliyorum! ne büyük hüzün
çocukken ıslık çalmayı öğrenmenin
sevinci yok hiçbir şeyde

uzanamıyorum hayata
defterdeki kenar süsleri gibi
keşke her şey yeni basılmış kitaplar kadar sıcak olsa
annemin elleri koksa tüm hamur kağıtlar

çıtalı uçurtma gibi takılsam bir dala
kiraz yemek için

öpüşmek ten
vişne çürüğü
olsa dudaklarım

MUSTAFA ERGİN KILIÇ (DELİLER TEKNESİ, TEMMUZ-AĞUSTOS 2009)

 

kavrama noktası
sendeki her tıkırtı
şangırtı olur bende

silindikçe ufuk çizgisi
bir çizgi daha çekersin alnıma

bağırdıkça boşluğu ben
sen de
ağrımış sesimi ovarsın

ayrandan daha hızlı çalkalanır kalbim
kandan daha hızlı pıhtılaşır zaman
solursa bu yalnız hava
ölmeden önce de çürür insan

kibrit gibi çakar haziran
temmuz gibi çıkar
bir kadın bağrımdan
mandalina kabuğu örtünür yaram

her ağaç çırasını bana açar
yarasını her ağaç

aşk olur insanın yalnızlığı
kavrama noktası

MUSTAFA ERGİN KILIÇ (Akatalpa, 2009)

 

amerikan bezi
elif hayat topal
şimdi nasıl koşup da çıkarsın içinden!

konuşamaz yalnızca görür
kayıt tuşuna basılmış ömür

kör bir ırmak yoklar yatağını
yumarsın gözlerini
görmemeyi umarsın bir daha

kararır yeni renkler açan
tavus kuşundaki cümbüş
günlerdeki reçel gülüş

sen insanın ne olduğunu anlamamışsın daha
unut sen karayel de sokuluşunu otun ota
taşın taşa bakışını taşın taşı tutuşunu
yaklaşımını taşın taşa
otlar dudak açtıkça kayaların başkalaşımını
nerede olursa olsun buluşunu göz yaşının göz yaşını!

elif arap alfabesinin ilk harfi
kadın yani!
kanıyla ırak
yazar amerikan bezine
asar gövdesine
dünyanın

MUSTAFA ERGİN KILIÇ (HAZİRAN 2009, ELİZ EDEBİYAT)

 

gönül çukuru
yırtılmış kâğıt
bir sözcük dikmeye gidiyor

eğilip eğilip pansuman yapıyor gök
toprak yarılmış

sökülmüş insan
göğsüne gece banıyor

bir tek vücut sıcaklığında
yaşamıyor aşk!

dal uçları tomurcuk değil
kırık aşılıyor göğe

dökülmüş nehir ne
kadar toplanırsa
o kadar toplanıyor yaşam!

uyuya kalıyorum gamzende
bir gözyaşı örtüyor üstümü

hiç yok tan
çıkarıyorum
bu varlığı ben

KIYI, MAYIS-HAZİRAN 2009, MUSTAFA ERGİN KILIÇ

 

sibel

ruhun bir liseli kızın fırfırlı eteği
göğsüne bastırdığın pavese kitapları mı yumuşattı kalbini

nasıl fark ettirir kendini buğday tarlasında bir başak
bir gül ısparta’ya bir şey ifade etmez ama
ısparta güle çok şey

sen ağrırsın sular geçer sen geçersin sular ağrır
tek orta yol öptükçe suyu kamaştırmak
döktükçe acıtmak suyu
kendi akan su gitmez dökülen su gider!

sibel sesin kırık kırak
sesin kuma sıcak üfüren yel
sen bedene istirahat sen bedene bel

bakarsın pencereden kuşlar üşüşür pervaza
bakmazsın kuşlar küsüşür

sen kevser gözlerime lav sesime kav ser
küçümseme kibritin de gövdesi ağaçtan geçer
orman görmüş yeşil geçirmiş keder

sensiz bir şehir neresinden tutulur
deniz karayı kendine su narayı sesine çeker
duvar dibine çömelmiş izmarit
sönmek için bir adım bekler
taşı bölen taşı kendiyle hayrete düşüren
kendiyle çeliştiren ot yeşilinden üşür

sibel bir kadını neresinden öpeceğini bilirsen
yaraları iyileşir
bir taş kazındıkça çıkar sfenks içindeki asil nefes
kadın göğüs kemiği gövdenin
ruhu bedende tutan kafes

aşk sıfır endeks çarpıldıkça var olduğun
oysa sayı doğrusudur en doğrusu
ortasında durmak yaşamın
ama hiç eksiltmek hep artırmak yasını

sibel bir yumuşakçaya verdim omurgamı
baktım dayanamamış hayata
beni yumrumdan öp beni umurumdan ve git
kavuşmak açar aşkın arasını yarasını
dizelerin arasını nasıl açarsa kavuştak
dizeler yakınlaşmalı şiir kardeşliği için dizler deme sakın
önce birinin sıyrığı diğerinin dizine yakışmalı

sen orman bakarsın ama şu dağlar kel
hiç yağmur görmemiş kentler sel

sibel bir yumağı süvetere götüren el
bir elmayı turtaya unu yufkaya 
her boncuk nazarlık olur sen takınca
çözülür kendine sıkışmışlığı buzun dokununca

gidişlerin sonu olmaz
yol kalmaz git git bazen de gel
şairin aklına gelişi gibi bir şiirin bazen de düşkünleş
şairin aklına düş üşü gibi bir şiirin
unutma düş üşümez

sen su bakarsın sen kuyu
sen ip kendine dolanan
sen ip ince duyu sen uyu
bir ağaç kendini asıyor bir adamda
unutma avuç içi neyse bir ele sen o’sun bana

sibel elli yaşına varıp da bir yere varamayanlardan olma
elli yaşına gelip de aşka gelemeyenlerden
elli yaşında ölüp de aşk tan ölemeyenlerden

YOLCU DERGİSİ /KASIM ARALIK 2008

 

esin tin

eğilmiş tin
bana şiir
düz yazının yanında
eğri bir adam
yanlış şeyler anlar
her okuduğundan 

benim çürümenin ilmi
her gülü en erken
kurutma kibri
her suyu

herkes ten acıdır
bana tüneyen

öğrenmiş tin
dikip dikip sökmeyi
iplik iplik ölmeyi

deniz kabuğu
yaranın su
ağrısı ağarması
insanın
kendinde durdukça
yırtılması
bağrının

eğmiş tin
kendini geceye

gül ile sürmez aşk
göğsünde iki nokta
koyar bir gün bir yere!

eğirmiş tin
kendini sık
dokumuş

bir tek aynalar
görür kendimi
öldürdüğümü
kendimde
bir tek aynalar şahit
kırpık göz
oda da

nice serçeler
uçurmuş ses tellerim
gezdiği yerleri
unutmuş ellerim
yağmur avucunu
koymuş
içime
avuç içtir çünkü!

ŞİİRİ ÖZLÜYORUM/ KASIM ARALIK 2008

 

hayatta ne çok sibel’i sevdim!

“ben hayatta en çok babamı sevdim…” Can Yücel
“hayatta ben en çok annemi sevdim…”  Abdülkadir Budak
“hayatta ben en çok kendimi sevdim…” Baki Ayhan T.
“hayatta ben en çok o'nu sevdim…” Halide Yıldırım
“hayatta ben en çok Suna'yı sevdim …” Osman Serhat Erkekli

hayatta en çok havuz problemlerini sevdim
dolu havuzlarda boşluğumu gezdim
suları çağrıştırdım suları bağrıştırdım
ruhumun tahliye vanasıymış gözlerim

yol problemlerini sevdim
gittim ama gelemedim
bittim ama ölemedim

hayatta en çok hız problemlerini sevdim
kız problemlerini çözülemeyen
hesapladım insanın tükenme hızını
kırmızı mürekkep akıtırken göğsüme kalemim

en çok işçi problemlerini sevdim
bir bordrodan öğrendim
meydanlara vurup alnını bordo bakmayı
sendikaya varmayı bir yaradan
bağlı olanı sarılı olanı açmayı
üç ayda bir yalnızlık altı ayda bir
kurumuş sazlık ikramiyesi almayı

hayatta ne çok ben!
kesir problemlerini sevdim
bölünmeyi parçalanmayı
şiir değil italik yazılmış nesir kalbim
ortak bölenlerin en büyüğü!
cevizden ceviz ağacına
gülhane parkından nazım’a giden
ardışık sayı denizsiz kıyı problemi

dünyanın kayınlığını
ağaçtan hızlı dallanan aşkın hayınlığını
güz sesimin mayınlığını konuştukça sen
ne çok sevdim

şimdi mısır çarşısında püsküllerini örüyorum
kuş basıyorum saçağına
tütün kalbimin kaçağına
öpüyorum avuçlarından
yüzölçümü çıkıyor yeryüzünün
avuçluyorum neşeyi
endişeyi veriyor keşkeyi

telaffuz etmiyor işte dilim
süreya’sız bir aşk sözcüğü
ki durak da kalmamış ömrümde
göğe bakacak*!
(*Turgut Uyar, Göğe Bakma Durağı)

SANAT CEPHESİ, TAFLAN EDEBİYAT DERGİSİ / KASIM 2008

 

bulanık

ne kesti cam gibi yalnızlığı
elmasından başka
çürürüm öyle köşede elma elma

denedim taşı camı bıçağı aynayı
sendin kesen beni!
baktıkça sana kamaştım
kaynaştım kendimle

çekiç kerpeten keser
çaktım çaktım kanırttım
ne çıktı ne gömüldü içime çiviler

sınadım ateşi ahşap hasır çalı
yanan makbuldü bana
ama hiçbiri yanmadı

yıkadım göğü soluğun aktı
yeryüzü işte yaşantının kiri
bir ömür birikimi koca yalnızlık

insanım işte
en kötü huyum inlemem içimde
boşluğumu dinlemem
hiç boş zamanım yokken

dokusu dokuması zayıf insanım
asılmak olsa keşke koparan ipimi

birbirine tutunarak akamıyor
gözyaşları gibi aşk da
kaç şehir terk ettim de
terk edemedim etini

teninin ketenine işledikçe kendimi
keten helva gibi kırıldın

tozunu alırsın da aynanın
aynı görüntüyü alamazsın şimdi!

YAZILIKAYA-EKİM 2008

 

se(i)n nehri

ey gençliğini kör yalnızlığa satmış insan
görmen için sevmen lazım…

yaprak kurur dal durur
bu rüzgarlar yaşantımı yontar durur
burkulur sesim sesinde
vurgudur

bu yalnız uyku bu araz pus kuşu
çığlık olsun bağrına
ama ağ(ı)rıma
gidiyor

bu bir deste hayat
yalnızlık masalarına açtığım
kendimden ürküp
yüreğinin küpeştesine kaçtığım

bir kayığın kıyaya yanaşması
gözlerinin kenarına yaklaşmam
göz yaşında uç bulan yaşam

şenlenir bahar dalına sen düşünce
tenim tenine çekilir
renk gelir göveren dudaklarıma ipince

nar kiraza bakar kiraz eriğe
erik gökteki gevrekliğe
"yeni dünya" der
se(i)n’i görünce

PATİKA-EKİM KASIM ARALIK 2008

 

artık dünya!
uykunun vardığı yere vardım
olumlu olmaya ikna ettim bir sözcüğü
kalktım ve baktım olmayana
olup da bende kalmayana
olup da bitemeyene göğsümdeki

ağma gibi yokladım harfleri dize dize
kabuksuzluğunu fark ettim yaranın cümlede
dokundukça kurumadığını kanın
aşk sözcüğünün üstünde
ben yağmur dedim sen gözyaşlarım

bir mermerci gibi doğru aldım
boy ölçüsünü yanlış insanın
çiçek ektim gövdesine
hayatında kadın görmemiş adamın
deniz suyu serptim

bir kez de dut çırpsın dedim
bir kez de kayısı toplasın
kesilsin keser ezilsin çekiç
var olsun hiç
bir kez de rüzgarı yıksın kerpiç
toprak korksun ölümden

rafta sırtı çürüyen
yüzünü güneşin eskittiği
alınmış kitaplarımı
alsın biri!

artık dünya
tersine dönsün insandan

atık dünya kara bohça
açmasın içini daha fazla!

ÖZGÜR EDEBİYAT, KASIM-ARALIK 2008

 

sümüklü bahar!
hayattan ne bekliyorsun diye sordum
kendisini dedi…

güneş artık söndürse de kendini denizde
bitse uzayın şu fakir tiryakiliği

evine bu akşam buğday değil
şeker taşısa karınca

suya sarınıp çıksan
kaybolsa sazlıkların arasında hilal
aramadan bulunmasa sonbahar!

suç olup hayata işlesen kendini!

ey sümüklü bahar yemyeşil
ölü bir şehirde sokak lambaları
ne için yanar

iki boş küme evrensel küme
olur kavuşunca

bir kız başını
çiçekli yemeniyle bağlar!

YASAKMEYVE, KASIM-ARALIK 2008

 

eğri yaşama doğru aşk!
ölüsü yıkanmaz şairin şiir kirletir mi insanı…

sen konuştun
düzleşti sesimin bayırları

vadi şu gördüğün
ovanın iç çekmesi

şu kördüğüm kayalıklar
yeryüzünün senden sonra ki hâli

dağlar boynunu bükmesi
bir çiçeğin

göğsüne taktığın broş
bronşları açan

dinamit lokumuyla
ne kadar yaşar bir insan

ay çiçeği yorar toprağı
buğday anlam yükler

sen öpünce anlarım
tenle cildin farkını

hayat kısa insan uzun kalır yaşamaya

DİZE DERGİSİ, 2008

 

beyan
okşadın cam kırığını
kesiklerini sordun bıçağa

maviye saygından
durdun güvercin kanadında

günlerini yaktın sunağında
günlükten çok

testere ağzında biriken
ağaçlardan öptün

küfe teyel sözlerin yeşerdi
bir orman sızdı
dudaklarından ışık külçe

hattat inceliğinde sık ve derin
çizgiler çizdin alnıma
canlı tutmak için aşkı!

ayçiçeğinin güneşe uzanma telaşı

kardan adamın gözlerine
koyduğun kömür yandı

KIYI DERGİSİ, MAYIS-HAZİRAN 2008

Anasayfa | Özgeçmiş | Seçkin Şiirlerinden | Kitapları | Yeni Şiirlerinden | Şiir Ödülleri | Kendi Sesinden Şiirler | Şiir Kitapları Eleştiri Yazıları | Şiir Üstüne İnceleme Yazıları ve Poetik Metinler | Şiirleri Hakkında Söylenenler | Şairler ve Yazarlarla Yaptığı Söyleşiler | Kitapları ve Şiir Poetikası Hakkında Değerlendirmeler | Edebiyat ve Şiir Dosyaları | Mustafa Ergin Kılıç'la Yapılan Söyleşiler | Söyleşi Afişleri | Çeviri Şiirler | Papirüs | Fotoğraf Çalışmaları | Modern Elit Dinamik Şiir Bildirgesi | Türk Şiirinden Seçkiler | Fotoğrafları | Ziyaretçi Defteri | İletişim

Copyright © 2009 MustafaErginKilic.com